Şahkulu Mah, Kumbaracı Ykş. No:57 Tünel/Beyoğlu +905413668480

Leb-i Derya

İKİNCİ ON BEŞİN BAŞI.

İstanbul’dayız, denizle sarmalanmışız, Leb-i Derya’dayız. Sağımız, solumuz, önümüz, arkamız mavi. Bu kadim kentin alamet-i farikası deniz, bin yedi yüz yıl evvel ilk taşları dikilen şehrin kalbi tarihi yarımada, ışıldayan cepheleriyle günümüzün modern gökdelenleri, yanı başımızda metruk binalar. İstanbul, iyi, kötü, güzel, çirkin; her yönüyle gözümüzün önünde; çünkü Leb-i Derya bir İstanbul lokantası. Kendini durmadan yenileyen bu şehirde dile kolay, on beş senedir ayakta kalmayı; İstanbul’u her şeyiyle sahiplenerek, İstanbul’un her halini kucaklayarak başarmış özel bir yerdeyiz. İstiklal Caddesi kimlik değiştirirken, altındaki Karaköy dönüşürken, Tophane yeniden keşfedilirken… Leb-i Derya hep oradaydı. Kurulduğu tepeden sükunetle şehrin devinimini izledi, kimliğini yitirmeden dönüşüme ayak uydurdu.

Bu koca metropolün içinde yaşattıkları, Leb-i Derya’nın içinde de harman oldu:
En tepedeki kaptan köşkü aykırı, rafine, küçük ama çok şahsiyetli.
Altına yerleşen ve mekanla özdeşleşen ana salonda İstanbul arz-ı endam ediyor, güzelliğini cömertçe sergiliyor.
Onun da altındaki cep meyhanesi sıcak bir nostalji hissiyle demlenmeye çağırıyor.

Bu üç farklı hikâyeli üç ayrık dünyayı birleştiren bir temel nokta var: aynı anda hem güçlü, hem de zarif olabilen bir gastronomi deneyimi.

Leb-i Derya’nın mutfağı Anadolu’nun ve Rumeli’nin damak mirasını alıyor, kibarca bugüne uyarlıyor, her gün bu mirası yeni devralmış gibi özenle hazırlıklarını yapıyor, her akşam heyecanla servis ediyor. Bir lokantayı kıymetli yapan, malum, mutfağından çıkanlara gösterdiği saygıdır: Leb-i Derya ekibi bunu iyi biliyor, tazecik mezelerini ve leziz yemeklerini adeta hürmetle hazırlıyor, yiyeceklere gösterilen nezaket mutfaktan servise, oradan misafirlere sirayet ediyor. Mezelerinin yanına ara sıcakları, taze balık çeşitlerini, et yemeklerini eklemeyi unutmuyor.

Arkada hep bildiğimiz, hayatımızın bir yerinde muhakkak bir yanımıza dokunmuş müzikler çalıyor, yanaklarımız zengin içki menüsünün marifetiyle al al, damaklar şenlenmiş, masalarda dünyanın her yerinden insanlar, kafamızı nereye dönsek İstanbul. Bir yandan çok tanıdık bir yerdeyiz, rahatız; öte yandan gözümüzü masamızda bize eşlik edenlerden bir an kaçırdığımızda, manzara olanca muhteşemliğiyle kendini gösterip bize nerede olduğumuzu hatırlatıp şaşırtmakta.

Leb-i Derya kabuk değiştiriyor. Bunu, on beş senenin verdiği tecrübeyi bohçasına atıp, geçmişini sahiplenip, yüzünü yeniye dönerek yapıyor.

İkinci 15’e başlarken güler yüzlü servisini yanında taşıyor, gastronomik çıtasını yükseltiyor, kendisiyle özdeşleşen manzarasının tam anlamıyla deneyimlenebilmesi için yeni alanlar yaratıyor, heyecanla dönüşüyor.

Cahit Sıtkı Tarancı’nın dediği gibi; “gökyüzü mahallesi İstanbul’un.” Leb-i Derya yine, yeni, yeniden; etrafında deniz, başının üstünde gök, elinde kadehle şehri selamlamak isteyenleri bekliyor.